7 Aralık 2010 Salı

Blog Yazarı Olmak Ya Da Olamamak


Blog açmak değil düzenli yazabilmekmiş marifet. Bense hep bir mazeret uydurdum kendime... çalışma ! hayatım pek yolunda gitmiyor can sıkıcı durumlar var, değişim kaçınılmaz. Nefes alamıyorum çoğunlukla soyut bazen somut anlamda. Kırık burnum artık idare etmiyor. Nasıl kırdım ; bayıldım üzerine düştüm. Hiç filmlerde ya da dizilerdeki gibi bayılmadım direk suratımı çarptım tam iki sefer ve bende bu durum hafif panik atak hissi başlattı. Çünkü ikisin de de bir sürü tahlil bir sürü doktorla görüştüm, bayılmamın sebebi bulunamadı. Ülkemizin en önemli kalp doktorlarından biri en son şöyle dedi : 'Bazıları kolay bayılır'. Yine çok sevdiğim bir nöroloji doktoru da 'artık şu tahlil çantanı bir kenara bırak ( kocaman bir naylon poşetin içinden ardı arkasına çıkardığım sonuçlar kadının bile başını döndürdü ) ve uzun bir süre doktorlarla görüşme' dedi. Doktoru seversem sözünü dinlerim. Onun tır şoförü bir hastası varmış o da benim gibi sebepsiz bayılıyormuş. Doktor o his geldiğinde nerede olursan ol yağmur çamur yere uzan ve bekle, demiş. Sonra adamdan telefon gelmiş uzandım bekledim ve geçti çok teşekkür ederim demiş. Bana da dedi hissediyorsun yat yere bekle geçsin. Psikolojik tarafı var kesin, biraz fazla bahsedince düşününce o his sanki geliyor. Mesela bir kaç kere trafik sıkışınca hissettim, düğünüm sırasında  fotoğraf çekiminin sonunda bile geldi baygınlık hissi, sevgili eşim beni merdivenlere uzattı ayaklarımı havaya kaldırdı ( yanarım fotoğrafçı bir poz almamıştı, halbuki çok sıra dışı bir pozdu ) ve bayıl tamam dedi, o öyle deyince rahatladım. En komiği de düğüne gelen arkadaşlarımızdan bir kısmı bizi ilk böyle gördü. Neyse ki tam düğün alanının orada olmadı da kimse panik yapmadı. Sonrasında hiç problem çıkmadı, gecenin sonuna kadar pistten inmedim :)

Bunu atlatmaya çalışıyorum, her şey kafada bitiyor. Abartma insanlar ne kötü hastalıklarla uğraşıyor kendine gel diye, telkinlerinde bulunuyorum ama sonra pek bir önemser oluyorum. İnsanoğlu kendini fazla dinlememeli, hiç masum değil içimiz. Bu arada sinirsel olabilir diye cipralex'e başladım ikinci bayılmamdan sonra, önce yarım doz sonra tam. Aman aman nasıl bir uçuş halidir o. Hani böyle hayalini kurduğunuz bir seyahat vardır ve bir gün sonra yola çıkacakken yaşadığın o mutluluk o merak o heyecan hissi vardır ya her gün öyleydim. Deliye her gün bayram misali dolaşıyordum serotonin patlaması mıydı neydi artık . Sonra hayatımın başka alanlarına yaptığı yan etkilerden dolayı kendisinden koşarak uzaklaştım. (bakınız ekşi sözlük ) Bir de müzmin bir balık olarak, ben bu hayatı acılarıyla seviyorum, hem o kadar da zayıf biri değilim üstesinden gelirim herşeyin dedim. Dedim ama sonrasında biraz çöküş oldu, merhaba gerçek dünya...






Bugün kü yazma azmimi dün akşam izlediğim Julie & Julia filminden aldım. Bir kitaptan ,gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Dün akşam ki ve yaklaşık üç aylık devam eden psikolojime iyi geldi. Başrollerinde Meryl Streep ve Amy Adams'ın paylaştığı film iki farklı zamanda geçiyor. İçimi ısıtan bana umut veren ve güldüren bir filmdi. 'Canı sıkkınken izlenecek filmler' grubuma dahil oldu . Böyle filmleri bir kaç izlemeyi çok seviyorum. İş hayatında çok mutsuz olan yazdığı kitabı bastıramadığı için yazar olma hayalleri gerçekleşmeyen Julia'yı kendime çok yakın hissettim. Bir de her şeyi yarım bırakıyor bu da tanıdık, ama sonra büyük bir azimle 365 günde tam 524 yemek tarifini uyguluyor ve bunu bloğunda paylaşıyor. Yemek tarifleri Julie'in( Meryl Streep )  1950 li yıllarda yazdığı 'Hizmetçisi Olmayan Amerikalı Kadınlara Fransız Yemekleri' kitabına ait. İkisinin yaşamından kesitlerle devam ediyor film. Ben kitabını da alıp okumaya karar verdim, umarım çevirisinde bir sorun yoktur.

1 yorum:

  1. sizin yazılarınızı keyifle okudum bence devam edin blog yazmaya

    YanıtlaSil